5 haziran 2026; gaziemir-izmir
burcu şahin'in yayına hazırladığı ormanın içinde, toprak düzeyinde adlı kitap, can yayınları tarafından yayınlandı. sevgili arkadaşım lâtife tekin edebiyatına dair yazıların olduğu kitapta benim de unutma bahçesi’nde bir “unutma” denemesi başlıklı yazım da yer alıyor.
can yayınlarının sitesinde kitaba dair verilen bilgiler şöyle:
onat kutlar’ın ifadesiyle “toprak düzeyinden ve çok içinden bir bakış” sunuyor, latife tekin. bu bakışı korurken bir yandan da korkusuzca yeni yollar deniyor. latife tekin’in kendini tekrar etmeyen yazma biçimi kaynağını, yazma arzusunun sabitlendiği o kara noktadan alıyor. gölü, toprağı, ağacı, doğayı metnin kendisi gibi gören bir bakış bu. yeniye ulaşma cesareti gösterirken de –yine doğaya ait olan– aşırılıktan hareket ediyor.
burcu şahin tarafından yayına hazırlanan ormanın içinde, toprak düzeyinde, latife tekin edebiyatına dair bir kuşatma denemesi. tekin’in edebî birikiminin izini süren kitapta onat kutlar, nurdan gürbilek, gönül kıvılcım, osman damla, esra yalçın, fatih altuğ, semih Gümüş, mustafa sütlaş, özlem öğüt yazıcıoğlu, belma fırat, esra dicle, başak deniz özdoğan, burcu şahin, yeşim tabak, deniz gündoğan ibrişim, mahmut temizyürek, gonca özmen, pınar öğünç, murat özyaşar, pelin özer, haydar ergülen, mehmet mahsum oral, mine söğüt, abdullah ezik, mesut varlık ve dila keleş’in yazıları yer alıyor.
unutma bahçesi’nde bir “unutma” denemesi
yazımın giriş bölümü şöyle:
unutma bahçesi’nin yazarı sevgili latife tekin’in ima
ettiği gibi, gümüşlük akademisi’nin “yanlışlıkla kıyıya
sürüklenip karayla birleşmiş,” içinde olan herkesin bunu
ve kendisini unuttuğu bir ada olduğunu düşünüyorum ben de.
yine romanın kahramanlardan şeref’in söylediği ve
akademiye ilk harcı koyan sevgili ahmet (filmer) abi’nin
de sıkça yinelediği gibi, orası yerinden memnun olmayanlar,
“yerini bulamayanlar” için yaratılmış bir mekân aynı zamanda.
ilk kez 2006 kışının bahara göz kırptığı günlerde, onun
istediği gibi üzerimdeki çulu çaputu kapıda bırakmış, kendimi
aramaya gitmiştim. sayısı belli, üzeri numaralandırılmış meşe
ağaçlarının dökülen yapraklarını toplamış, bahçedeki çeşit
çeşit bitkiyi sulamıştım ilk günlerde. kalan zamanlarda da
onun anlattıklarını dinlemiş ve bu mekân üzerinde düşünmüştüm
uzun süre...
o sırada ahmet abi’nin bana verdiği ve okumamı istediği,
sevgili latife tekin’in yazdığı 1997’de yayımlanmış gümüşlük
akademisi adlı kitapçıkta yıllar sonrasından o güne sesleniliyor
ve akademinin ilk oluştuğu günlere dönülüyor, bulunan bir
sandığın içinde yer alan elyazısı notlardan söz ediliyordu.
bu notlardan birisi de şöyleydi:
6, perşembe
herkesin bir kayası olmalı. benim var... yüksek, tekin
bir kaya. kendimi kayası olan bir tanrıça gibi hissediyorum.
insan bir kayayı neden sever? içimden birdenbire bu kayanın
yüzünü aynayla kaplamak geçti. kuşlar nasıl kanat çırptıklarını
görürler. ne çok kuş gelir aynayı gagalamak için. belki
gökkarga bile. aynaya doğru uçarı aynama tutulur, onu yakından
görebilirim o zaman. belki gitmez, buralarda kalır. ama hayır...
işte bu sözler aslında bence unutma bahçesi’nde yazılanların
bir öncülü, bir düşüydü... üstelik gerçekleşen ve benim gibi
pek çok insanın da ortaklaştığı bir düş...