voltairine de cleyre

23.10.2020

"amerikalı anarşist voltairine de cleyre"

 

 
"birisi, komünizmi ya da bireyciliği veya diğer herhangi bir sistemi seçebilir, kişisel tercihinin başarısı için propaganda yapabilir ve çalışmalara girişebilir; fakat şunu bilmelidir ki, kendi sisteminin tek ve şaşmaz olduğunu, her yere, bütün insanlar için her zaman geçerli olduğunu, onun başarısının, gerçeklikte kanıtlanmasından kaynaklanan bir iknâ sürecine bağlı olmasına değil de, ne yolla ve ne pahasına olursa olsun garanti edilmesi gerektiğini düşündüğü an, kesin bir felâketin eşiğinde demektir. hareket noktası olarak, herkes için özgür olmanın garanti edilmesi son derece önemli ve zorunludur."

errico maatesta              

voltairine de cleyre'in adını daha önce duydunuz mu bilmiyorum. ben duymamıştım. 1999 yılında sel yayınları arasında yayınlanan, benim 2003 yılında alıp kütüphaneme koyduğum, ancak yeni okuduğum amerikalı anarşist voltairine de cleyre'in yaşamı adlı, paul avrich'in kaleme aldığı biyografi kitabını okuyana kadar haberim yoktu.

amerikalı anarşist voltairine de cleyre'in yaşamı eskiden beri biyografi kitapları ilgimi çekmiştir ama şu sıralarda daha çok okuduğum kitap temaları arasında önemli bir orana sahip. geçen ay bir başka eylemci amerikalı kadının, "jane addamsın yaşam öyküsünü okumuştum. voltairine de cleyre hepi topu 45 yıllık ömrüne pek çok işi ve kocaman denilecek bir yaşamı sığdırmış çok önemli ve değerli bir kadın. vikipedideki sayfasında oldukça ayrıntılarıyla anlatılmış.

paul avrich'in kitabında yazılanlar, bu yaşamın önemli satırbaşlarıyla birlikte kendisinin söylediklerini de içeriyor. dil ve müzik öğretmenliği yanında onu herkesin tanımasına yol açan anarşist politik kimliğinin yanında aynı zamanda iyi bir şair de...

kitapta bu şiirlerinden bazıları da yer alıyor.

 

geçmişi gömerken

ey insanlık sana dönüyorum artık;
tüm varlığımla hizmetindeyim artık!
yıkıp eski aşkı, kucaklıyorum yeniyi;
yıldızların yüzdüğü gökyüzü kadar engin.

hastalıkları başta olmak üzere, atlattığı çeşitli badirelerle başetmeye çalışırken, yaşamının sonuna kadar mücadeleden vazgeçmeyen bu güzel insanın türkçe'de yayınlanmış tek bir kitabı var: "anarşizm ve doğrudan eylem"

ancak ingilizce bilenler buradan onun yapıtlarının bir çoğunun metinlerine ulaşabilirler.

keşke o ulaşanlardan bazıları okuduklarını türkçeye çevirseler ve özgürce paylaşıp, herkesin erişebilmesini sağlasalar.

aşağıdaki bağlantılarda da voltairine de cleyre'e dair çeşitli yazılar var. merak edenlere okumlarını öneririm.

  • "Voltairine de Cleyre"
  • "Voltairine de Cleyre, zamanında devrim yaratan anarşist ve feminist"
  • "Yahudiler ve Anarşist Voltairine De Cleyre" (avram zafer işcen)

     

     

  •   elif özdemir

    15.10.2020

    "kenti yeniden düşünmek"

     

     
    "yaslanacağımız bir duvarla mekanı oluşturabilir, yanına dikeceğimiz bir ağaçla yaşamı kurabiliriz. mimari böylesi basit girdilerle başlar. bundan sonrası koca bir ilişkiler, ihtiyaçlar, olanaklar vb nin örülmesi işidir.. tevazu, dinleme, işbirliği, dayanışma ve zerafetle. ve elbette esası insan olan mesleğin etiğini kaybetmeden..."

    bu sözler mimar arkadaşım sevgili elif özdemir'in sözleri...

    sevgili aytun hasaltun bozkurt'la yaptığı ve artıgerçek te yayınlanan güzel söyleşisinden aldım. keyifle okuduğum bir söyleşiydi, herkese okumasını öneririm. bu vesile ile kenti ve kentli olmayı düşündüm bir kez daha. belki okuyanlar da düşünür ve söyleşide dile getirilen olumsuzluklara belki birlikte çözüm bulma imkânı doğar.

    günümüz kentleri burjuvazinin sermayesini daha kolay büyütmek için tasarladıkları kentler. daha önceki toplumsal yapılarda, sınıflı toplumların hepsinde kentler var. çünkü kent egemen sınıfların kendi yararına şekillendirdiği birer yaşama alanı. orada hem sömüren, sömürülen ilişkisi simgesel anlamda var ediliyor, hem de sömürenin daha çok ve kolay sömürmesinin imkânları oluşturuluyor.

    şimdiki kentlerin büyük bölümü de öyle. kapitalizmin küreselleştiği günümüzde bütün kentler neredeyse birbirine benziyor. bu küresel sermayenin somut bir ihtiyacından kaynaklanıyor. söyleşide büyük ölçüde dile getirilen bu dönüşüm de bu gerçeğin bir sonucu. nasıl tükettiğimiz her şey dünyanın her yerinde aynı biçimlere, hatta markalara sahipse, kentler de öyle oluyor hızlı bir şekilde.

    1985-2000 yılları arasında yaptığım cüzzam taramaları sırasında türkiye'nin hemen bütün şehirlerindeki değişime tanık olmuş, anadolu şehirlerinin kendi özgünlüklerinin ortadan kalkışını hüzünle izlemiştim. hepsi istanbul'un kenar mahallelerindeki uydu kentlere benziyordu. 2000'li yıllara geldiğimizde ise örnekler dünyanın her yerinde birbirine benzer hâle geldi. sevgili elif de dile getirdikleriyle benzer saptamaları daha incelterek ve mimar diliyle yapıyor.

    şu sıralarda metis yayınları tarafından haziran ayında yayınlanan küçülme adlı bir kitap okuyorum. orada anlatılanlar ve işaret edilenler bu söyleşide anlatılan konuları en genel anlamıyla ve bir somut öneriyle, küçülme olgusuyla dile getirip tartışıyor. sevgili elif'in spotta paylaştığım sözleri de bunu işaret ediyor, bir duvar ve bir ağaç ile yaşam alanlarını yeniden oluşturmak mümkün aslında. bence bu kentlerde yirilenlere ağıt yakmanın ötesinde çok daha anlamlı ve işlevsel.

    kentler ve kentlilerkentler ve kentliler tabii ki burada iş herkese düşüyor ama mimarların bu doğrultuda yapacakları önerileri ve örnekleri de önce dile getirmeleri, sonra da somut olarak oluşturmaları gerekiyor. sevgili elif'in bu doğrultudaki çabalarını biliyorum. belki bir başka söyleşisinde onları da paylaşır bizimle.

    buraya bir de, sevgili italo calvino'nun kitabının ve ondan aldığım ilhamla benim yazdığım "kentler ve kentliler" adlı kitabımın bağlantısını koyuyor ve yeniden anımsatmak istiyorum.

     

     

      anlamak isteyene

    04.10.2020

    "anlamak isteyene"

     

     
    "- şimdi mi? şimdi daha büyük bir savaşımız var.
    - bunca zamandır uğruna mücadele ettiğimiz şeyi ebediyete kadar istiyoruz.
    - bağımsızlığımızı."

    alphonse dianou, isyancı lideri

    merhaba,

    aşağıda bağlantısını verdiğim, bianet'te yer alan bir haber dolayısıyla izledim "rebellion / l'ordre et la morale" adlı 2011 yapımı filmi. o haberde söz edilen fransız sömürgesi yeni kaledonya'da 1988'de yaşanan bir eylem ve ardından gerçekleştirilen bir katliamı anlatıyor. gündelik çıkar ve siyaset uğruna ölmeye soyunan, ölen ve öldürülen insanların gerçek hikâyesi. filmi izleyince çıkarılacak pek çok ders olduğunu düşündüm. tabi anlamak isteyenler ve gerçekten anlayacak olanların çıkaracağı dersler bunlar.
    filmi nette izlediğim bağlantıyı da buraya koyayım. belki izlemek isteyen olur.

    "yeni kaledonya’da bağımsızlık referandumu"

     

     

      yaşamı yeniden kurmak

    28.09.2020

    "yaşamı yeniden kurmak"

     

     
    "ve öyle sık değişmeler olacak ki
    dünyayı elde etmiş olanlar bile
    bırakacaklar onu yeni geleceklere
    ...
    doğru olan elde etmesidir herkesin
    önceden verilmiş olan kader payını,
    bir antlaşmanın gereğidir bu. ne mutlu
    sonuna kadar direnebilmiş olana!"

    françois rabelais,gargantua,
    çev.: s.eyüboğlu, a.erhat, v. günyol,
    s:241-242.

    merhaba,

    2020'nin başından beri yaşadığımız ve daha da süreceğe benzeyen covid-19 pandemisi yaşamımızı önceden alışık olduğumuz şekilde sürdürmemizi engelliyor, farklı yaşıyor, bu duruma alışıyor ve değişiyoruz. giderek daha da çok değişeceğiz gibi görünüyor.
    yaşamın içindeki farklı alanlar da olan bitenler de her gün değişiyor, bu alanlardaki yaşam başka türlü yaşanıyor. bu alanları şekillendirenler sürekli olarak bu konunun üzerinde düşünüyorlar ve en uygun değişimin ne olacağını tartışıyor ve deniyorlar.
    aşağıda bağlantısını verdiğim yazıda örneğin eğitim alanındaki önemli bir sorun tartışılıyor. hepimizi yaşamları, ortamları ve çalışmayla ilgili değişimleri gözlüyor ve üzerinde düşünüyoruz. sosyalleşme olgusu her gün yeni bir uygulamayla öncekinden farklı hâle geliyor. ekonomi, politika, sağlık, hukuk, kültür, sanat bu alanların içinde üzerinde yeniden düşünülmesi gereken alanlar arasında. kuşkusuz burada sanallaşma bu değişimin ana unsurlarından birisi olacak. ama eskiden olanı şimdi sanal ortamda yapmak yeterli midir sorusunu tartışmak bile çok önemli bence.
    herkesin yaşadığını, görüp, hissettiği, düşünüp, bulduğu hatta zaman zaman varettiği değişimleri yazması paylaşmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. keşke aşağıdaki yazının benzerlerini bu alanların tümüyle ilgili olarak okuyabilsek, öğrenebilsek ve tartışabilsek keşke...

    teşekkürler, sevgiler...

    "uzaktan eğitim için öğrencilerin ihtiyaç duyduğu 7 beceri"

    bu günün diğer önerileri:

    "bir iki üç, daha fazla ttb, daha fazla sinan..." yiğit bener, artı gerçek, 28.09.2020

     

     

      antebellum

    25.09.2020

    "günümüzdeki kölelik"

     

     
    “geçmiş asla ölü değildir. hatta geçmiş bile değildir.”

    william faulkner

    gününüz güzel olsun,

    sevgili uğur kutay'ın pazar günü birgün gazetesinde yer alan ak sarayın arkası başlıklı yazısında anlatılan, gerard bush & christopher renz'in yönettikleri "savaştan önce / antebellum" adlı filmden söz ediliyor.
    önce aşağıdaki bağlantıdan söz konusu yazıyı okumanızı ve erişebilirseniz filmi izlemenizi öneriyorum.

    teşekkürler, sevgiler...

    "ak sarayın arkası"

    bu günün diğer önerileri:

  • sevgili eriş bilaloğlu'nun kaleme aldığı "‘bir başına’dan daha iyisi: kolektif çalışma" başlıklı bu makalesinde dile getirdiği bu düşünceler aslında her konu ve dönem için geçerli.
  • "sanat kritik"'te sevgili necmiye alpay'la, son kitabı "beklediler gitmedik" üzerine yapılmış “sanatın araçları her zaman bir ‘dış’ amaç için kullanılabiliyor.” başlıklı hoş ve düzeyli bir söyleşi var. keyifle okudum. özellikle şiir üzerine çok önemli şeyler söylüyor. bence söyleşiyi okuyup, edebi şeyler yayınları arasında çıkan bu kitabı alıp okumak gerek. özellikle şiir seven ve düşünenler için tabii ki...

     

     

  •   korkunun mimarisi

    22.09.2020

    "korkunun mimarisi ve kapalı yerleşmeler"

     

     
    "sayıları hızla artan kapalı yerleşmeler (gated communities) çeşitli adlarla anılıyor: kapılı topluluklar, güvenlikli siteler, kapalı topluluklar, kapalı siteler, yüksek korumalı siteler, korunaklı konut siteleri vb. kapalı yerleşmelerin çevresi genellikle duvarlarla veya demir parmaklıklarla çevrili oluyor, sitenin kapısında/kapılarında özel güvenlik görevlileri giriş çıkışları kontrol ediyor, bazı uygulamalarda sitede oturan kişinin onayı alınmadan kapıdan içeri misafir sokulmuyor..."

    yaşar çabuklu,
    kendi bloğu, 18.11.2019.

    merhaba,

    sevgili yaşar çabuklu'nun bu önemli makalesinde dikkât çektiği bu önemli konuyu herkesin düşünmesi gerekir. burada sistemde en çok gözlenen ve küreselleşmiş kapitalizme içkin biçimi dile getiriliyor ve eleştiriliyor.
    ancak konunun bir başka yanı daha var. bu da sistem dışında kalmayı yeğleyenlerin de benzer uygulamaları çeşitli biçimlerde gerçekleştirilmesi. "güvenlik, özgürlük ve birlik" kavramları yalnız toplumun orta-üst sınıfları için değil herkes için bir ihtiyaçtır. bunu sağlayacak bir araya gelişler ve farklı yaşam biçimlerini denemeye yönelik çabaların tam da bu modelin olduğu yerde gerçekleşmesi, yaşamın başka türlü de kurgulanacağını gösteren örneklerin yaratılması bence çok önemli.
    makaleyi okuyan arkadaşlarla konuyu daha derinlemesine tartışma imkânı olabilir belki de...

    teşekkürler, sevgiler...

    "yaşar çabuklu'nun makalesi"

     

     

     

    sosyal ağlar "neden kapattım"

     

     
    "facebook'taki 'arkadaşlık ağları' o devasa ve maddi kapalı toplulukların dijital versiyonlarıdır. ancak o çevrimdışı kopyalarının aksine, girişlerine kapalı devre kameralarla silâhlı bekçilerin konmasına ihtiyaç duymazlar. ellerinin altındaki fareleri ve sihirli 'sil' [delete] tuşlarıyla, ağdaki içerik yaratıcılarının, idarecilerin ve tüketicilerin parmakları kâfidir. böylece insanların bütün sosyalliği, işbirliği gibi güvenilmez bir pratiğe, bu pratiğin beraberinde getirdiği 'ufuk kaynaşması'na ve neticede dayanışmaya evrilen bir yola girme riskinden arındırılmıştır. bu risk kabul edilmediğinde toplumsal beceriler atıl hâle gelir ve en nihayetinde unutulup giderler. bu durumda yabancının varlığı çok daha muazzam, itici, tiksindirici ve korkunç bir hâl alırken, bu varlıkta tatminkâr bir modus vivendi(yaşam tarzı) geliştirme çabalarının zorluğu daha ezici, daha aşılmaz bir görünüm kazanır."

    zygmund bauman & riccardo mazzeo,
    edebiyata övgü, metis yayınları, 2019, s:82.

    merhaba,

    önce instagram, sonra da facebook sayfamı kapattım. arkadaşlarım sağolsunlar gerek arayarak, gerek yazarak nedenini sordular. elimden geldiği kadar düşündüklerimi paylaştım, nedenlerimi sıraladım. kimisi doğru buldu, kimisi de kızdı. çünkü iletişimde olduğum ve paylaşımlarımı gören hemen her arkadaşımın hoşuna giden bir şeyler oluyordu paylaşımlarımda. doğrusu bunu bir tür zorunluluk olarak görüyor ve yapıyordum. zaman ayırmak, uğraşmak benim her zaman severek yaptığım işlerdendi. ama sorunum aslında bu ortamın yeni biçim ve amacından kaynaklandı.

    herkesin bildiği gibi facebook bu eylülden itibaren yeni bir formata geçti, dahası bunu herkese dayattı. yani kullanıcının herhangi bir söz hakkı yok bununla ilgili. eski formatı ikişer günlük periyotlarla devam ettiriyor ve ay sonuna kadar da herkesin tümüyle bu yeni biçimi kullanacağını belirtiyor. pek çok arkadaşım gibi bu tavır beni ilkesel olarak rahatsız ediyor. bu sosyal platform başından beri sadece kendi çıkar ve kazancı için katılımcıları kullanan bir platformdu ve bunu biliyordum. ancak bazı esnek yanları vardı ve o seçenekleri kullanarak kısmen de olsa kendi isteğime uygun bir biçimde yine de yararlanıyordum. örneğin ticari reklamları seçme ve engelleme seçeneği vardı. şimdi ise ağırlıkla ticari öncelikli bir sosyal ağ hâline gelmiş durumda. önceden reklam ayarlarının hepsini kapattığım hâlde şimdi sürekli reklamlarla boğuşuyor, onların her birine "görmek istemiyorum" diye işaret koyuyorum ama aynı alanda başka reklamlar gelmeye devam ediyor. neredeyse 2-3 paylaşımda bir reklam görüyorum. hem de bunların bazıları reklam olarak bile kabul edilmeyecek düzeyde ve saçma sapan paylaşımlar. son dönemlerde buna hekim, sağlıkçı ve sağlık ürünü reklamları da artan oranda eklendi.

    ikinci önemli konu değerli ve önemli paylaşımların, facebook politikasının görsellik ve videoya öncelik vermesi nedeniyle hemen hiç görülememsi. algoritmaların buna göre düzenlendiğini bu konunun uzmanları dile getiriyor. onlar önemli metin, ya da bilgi paylaşımlarında mutlaka görsel bir unsuru, özellikle de video görüntülerinin kendisini katmayı salık veriyorlar. son dönemde covid nedeniyle yaygınlaşan sanal buluşmaların canlı izlemeleri bunun temel unsurlarından birisi ve hemen herkes bu konuda bir şey yaptığı için sayfaya girdiğimde sanki bir video kanalına girmiş gibi oluyorum. alışkın olduğum ve gördüğüm şeylere ne yazık ki ancak arayarak ulaşabiliyorum.

    öte yandan bu ortamı kullanan ve izleyebildiğim paylaşımlar da bu temelde karşıma çıkıyor. arkadaşlarımı mümkün mertebe seçerek ve gerçekten tanıdığım kişileri ekliyorum. dolayısıyla çok arkadaşım yok. olanların çoğunun paylaşımları da bu platformun seçimlerine uygun doğrultuda. tabii bu paylaşımlar benü duygusal olarak da etkiliyor ve bir de sinirlendiğimle kalıyorum.

    sonuç olarak bu platformda daha çok uğraşmam gerekiyor, daha çok zaman harcıyorum. bu sosyal ağları kullanmanın amacı başlangıçta insanlarla daha çok ve yakın temas ve karşılıklı etkileşimdi. ama bu koşullara baktığımda bu temasın giderek daha çok yüzeyel hâle geldiğini görüyorum. paylaştıklarımın da aynı nedenlerle kimlere ulaştığını bilmiyorum. dolayısıyla kimler olduğunu bilmediğim belirsiz bir toplulukla iletişim hâlinde olmak benim için çok anlamlı değil. artık bunun yerine birebir ve doğrudan iletişimi yeğlemeye karar verdim.

    şu anda okuduğunuz kişisel sayfam, yönetimi üstlendiğim başka siteler ve bloglarım var, diyeceklerimi buralardan demeyi sürdüreceğim. yaptıklarımı eskisine benzer şekilde, ama bu yollarla yapacağım. gerçekten ilgilenenler ve yararlı bulanlar oralara bakarak benden, yaptıklarımdan ve yazdıklarımdan haberdar olabilecekler.

    ayrıca aynı şekilde eposta, wapp gibi iletişim öncelikli arayüzlerle ve doğrudan telefonla görüşerek bu gereksinimimi çözme kararındayım. hep yaptığım gibi eşit ve karşılıklı iletişim ve temasın daha insani, önemli ve etkin olduğunu düşünüyorum. ayrıca bu tür iletişim cama, buza ya da göğe yazmak gibi değil. yazdığım mesajlara yanıt gelmediğinde en azından yazdıklarımın hoşa gitmediğini düşünüp buradan da bir sonuç çıkarabilir, sonrasında da ona göre davranabilirim diye düşünüyorum.

    facebookta kurduğum ve işe yarayan birkaç grup var. bunların yönetim ve moderasyonlarını arkadaşlarıma devrettim. bunlardan önemlileri için ayrıca kurduğum siteler de süreki güncelleniyor ve halen yayında. sitemin bağlantılar bölümünde bunların bağlantıları mevcut ve bir tıklamayla erişilebilir durumda.

    şimdiye kadar beni izleyen, benim izlememe onay ve destek veren, paylaşımlarımı beğenen ve yorum yapan tüm arkadaşlarıma içtenlikle teşekkür ediyor ve burası aracılığıyla ilsetişimimizi sürdürmemizi diliyorum. bir de kişisel ricam olacak sizlerden: facebook'ta bundan sonra yeni bir hesap açmayacağım. herhangi biri benim adımla ya da fotoğrafımla bir hesap açıldığını görürseniz lütfen izlemeyin ve izleme talebini kabul etmeyin. bunu bana da bildirirseniz çok sevinirim.

    durum bundan ibaret. uzattım ve başınızı şişirdim. :)

    teşekkürler, sevgiler...

    konuyla yakından ilgili emek çaylı'nın yazdığı bianet'te yer alan, 20.10.2007 tarihli bir yazı

    "bağlantılar"

    20.09.2020